29 Ocak 2020 Çarşamba

Döngüsel Ekonomi ve Yeşil Büyüme ne kadar mümkün ?


Bilgehan Gürlek
bilgehangurlek@gmail.com


Dünya 2008’lerde başlayan ekonomik krizle başetmeye çalışırken yeni bir kriz, “ekolojik kriz” gelip kapıya dayanmış durumda. Makroekonominin kurucusu “Keynes” kapitalizmin 450 yıl süreceğini ve sonunda insanlığın ekonomik sorunlarını çözerek, daha yaratıcı olacağı bir aşamaya geçeceği tahmininde bulunmuştu. Bugün gelinen noktada ise dünya, ekonomik durgunluk ve ekolojik krizle karşı karşıya(1). Hem ekonomik yavaşlama, artan eşitsizlikler hem çevresel yıkım, iklim değişikliği aynı anda yaşanmakta. Uluslararası İklim Değişikliği Paneline göre, yükseliş eğiliminin sürmesi halinde küresel ısınmanın 2030 ile 2052 yılları arasında 1,5 °C’ye ulaşması ve aşırı hava koşulları, türlerin yok olması, su ve gıda kıtlığı ile karşılaşılmasının hızlanacağı öngörülmekte (1).

“Döngüsel Ekonomi” temelde çevrenin korunmasına ve iklim değişikliği sürecinin yavaşlatılmasına yöneliktir. Ana amaç, doğal kaynakların tüketimine bağlı ekonomik büyümenin terkedilmesidir. Geri dönüşüm, yeniden kullanım, yeniden üretim vb.yöntemlerin yanısıra üretim sürecinde doğal kaynak ve malzeme kullanımını azaltan yenilikler ile kaynak verimliliğinin arttırılması hedeflenmektedir.
İngiliz İşçi Partisi’nin son seçimler öncesi yayınlamış olduğu “Yeşil Sanayi Devrimi Manifestosu” çevre ve doğanın korunmasını odak noktasına oturtmaktadır. Manifesto ile sürdürülebilirliğin ilk öncelikler arasına alınması, karbon salınımının azaltılması ve daha eşitlikçi, daha demokratik, dayanışmacı ve yaşam kalitesinin yüksek olduğu bir ekonominin oluşturulmasına yönelik bir “yeşil büyüme” hedeflenmektedir.

Vurgulanan bir diğer konu “yeşil dönüşüm”ün  maliyetinin başta üst-gelir grupları olmak üzere, toplumsal sınıflar arasında sorumlulukları ölçüsünde ve adaletli bir biçimde paylaştırılmasının öngörülmesidir. Bir diğer girişim, hedefi “2050’de  iklimden etkilenmeyecek bir kıta” diye tanımlanan “Avrupa Yeşil Sözleşmesi”dir. Yeşil büyüme için döngüsel ekonomi, düşük karbon ekonomisi, yeni sanayi stratejisi ve döngüsel ekonomi eylem planı sözleşmede üstünde durulan konular arasındadır.

Döngüsel ekonomi ve sınırsız büyüme bir arada olabilir mi ?

“Döngüsel ekonomi” ile ulaşılacak verimlilik artışlarının hangi yönde kullanılacağı stratejik bir karar konusudur. Kaynak verimliliğindeki yükselişlerin “üretim-tüketim talebi”ni artırma yönünde kullanılması, bir tür yansıma etkisiyle, daha fazla doğal kaynak tüketimine, dolayısıyla, çevre ve doğaya verilecek zararların artmasına neden olabilecektir. “Döngüsel Ekonomi” fiziksel ürünlere olan istemin arttırılması ve sınırsız büyüme yerine, yaşam kalitesini yükselten hizmetler ve sanatsal etkinliklerin özendirilmesine yönelik iş modelleri geliştirebildiği ölçüde, bir seçenek olacaktır. Bir diğer nokta, artan üretkenliğin gelir dağılımını iyileştirici ve eşitsizliklerin giderilmesi doğrultusunda kullanılıp kullanılmayacağıdır. Eşitsizliklerin giderilmesi kuşkusuz küresel sürdürülebilirliğe önemli katkılar sağlayacaktır.

 “Tarım”, sera gazı salınımlarında % 26.8’lık bir payla iklim değişikliğinde yaşamsal bir rol oynamaktadır (2). “Hayvancılık” ise % 8’lik bir salınım payı ile Çin ve A.B.D’den sonra üçüncü sırada gelmektedir. Yüksek gelir grubu ülkeler gelişmekte olan ülkelere göre kişi başına 10 kat daha fazla kaynak harcamaktadır. Tüm dünya A.B.D yaşam standartlarına göre yaşasa, bugün için toplam beş dünya gerekmekte.

3 Ekim 2019 Perşembe

İnsan, Teknoloji ve Yapay Zeka


bilgehangurlek@gmail.com



“Sevgi bilgeliktir” 
Bertrand Russel

“Sanayi 4.0” ile ortaya çıkan teknolojilerin ve yapay zeka uygulamalarının kısa erimde teknolojik işsizliğe, uzun erimde ise insanın büyük ölçüde teknolojinin denetimi altına girmesine, dahası yapay zekanın tümüyle insanın yerini almasına yol açması olasılığı vardır.

Sayısal teknolojiler, robotlar, nesnelerin interneti, yapay zeka vb. uygulamalar ile çoğunlukla üretim maliyetlerinin düşürülmesi, verimliliğin artırılması ön plandadır. Bu hedefe yönelik olarak, teknoloji kullanımının-gerekli, gereksiz- insanın yerini aldığı, salt teknolojik çözümlere odaklanıldığı görülmektedir. Bu noktada “acaba kapitalizm insanın üretim sürecinde devre dışı bırakıldığı yeni bir ekonomik aşamaya mı geçmek istemektedir ?” sorusu akla gelmektedir. 

Diğer yandan yapay zeka, robotlar vb ile insanı saf dışı bırakmanın tersi uygulamalar da gözlenmekte. Toyota (1)’ daki üretim sürecinin belli bölümlerinde robotların yerine insan kullanılmasına başlanması şeklindeki son uygulamalar buna örnek olarak verilebilir: Toyota, insanı odak noktasına yerleştiren Yalın Düşünce’den yola çıkarak insanın robotlar tarafından değiştirilecek nesneler olarak değil, süreçleri iyileştirecek bireyler olarak yer alacağı üretim süreçleri tasarlamaktadır. Ancak süreçlerin insanlar tarafından iyileştirilmesi sonrasında otomasyona geçilmektedir. Böylece, insanın bir anlamda üretim hattına geri dönüşü gerçekleşmektedir.

Yaratıcılığımız engelleniyor mu ?

Artan teknolojik gelişimlerle birlikte oluşan çok büyük miktardaki veri ve bilgi birikimine karşılık zamanımızı daha fazla yaratıcı etkinliklere ayırmakta olduğumuz oldukça kuşkuludur. Akıllı telefonlar, sosyal medya vb. uygulamaları hızımızı artırıp yaşamımıza bazı kolaylıklar getirirken bizi daha çok meşgul etmekte, gereksiz konularda zaman harcamamıza neden olarak dikkat dağınıklığına yol açabilmektedir. Burada “teknoloji için teknoloji” yaklaşımı ile oluşabilecek teknoloji bağımlılığının insanın yaratıcı çalışmalara odaklanmasını engellemesi, giderek insanı teknolojinin kölesi haline getirmesi olasılığından gözardı edilmemesi gereken bir tehlike olarak söz edilebilir.

Teknolojinin buyruklarına tümüyle uymak zorundamıyız ? Yoksa var olan bilimsel ve teknolojik bilgi birikiminin de eksikleri, yanlışları olabileceğini unutmaksızın yapay zeka da içinde olmak üzere teknolojinin getirdiklerini bilinçli akıl süzgecinden geçirmeliyiz ? 

Yapay zeka ile bilinç arasında fark vardır: Yapay zeka hedef ve girdiler verildiğinde doğru çözümü hızla bulma yeteneğine sahiptir Bilinç ise öznel deneyimle, yani, duygular ve sezgiler ile ilintilidir. Mutluluk, sevinç ve üzüntü gibi duygularla yaşananlar öznel deneyimi oluşturur. İnsanın karar verirken akıl-duygu birlikteliğinin sinerjisinden yararlanması yapay zekaya göre en önemli farklılıklarından- ya da üstünlüklerinden- biridir. Yapay zekanın mutluluk, üzüntü vb. duygulara sahip olup olamayacağı, insan düzeyine erişip erişemeyeceği konusunda çok farklı görüşler bulunmakta (2). Yapay zekanın hiçbir zaman insanın yerini alamayacağını ileri sürenler ya da insanın ileride tümüyle yapay zekanın denetimine gireceğini savunanlar bunlar arasında sayılabilir. 

Yapay zeka insanın kontrolünü  tamamen ele geçirdiğinde insanın ikinci sınıf bir varlık haline gelip gelmeyeceği ya da belli seçkin gruplar yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesini ve kullanımını  kontrol altında tuttuğunda demokrasi karşıtı hegomanyaların oluşup oluşmayacağı gelecekteki belirsizlikler olarak önümüzde durmaktadır.

9 Nisan 2019 Salı

Kentsel Performans Endeksleri -2 : Yetenekli ve Sürdürülebilir Kentler


Bilgehan Gürlek
bilgehangurlek@gmail.com

Önceki yazımızda kentsel başarım göstergelerinden ikisine (Küresel Güçlü Kentler Endeksi ve İnovasyon Kentleri Endeksi) değinmiştik. Bu yazıda diğer iki endeksten söz edeceğiz. İlk söz edeceğimiz endeks;  Küresel Kentler Yetenek Rekabet Endeksi (GCTCI) (1) . Sahip olunan insan kaynağı yeteneklerinin yenilik, rekabet edebilirlik ve büyümeye katkısı son yıllarda tartışılmaz hale gelmiştir. GCTCI, yetenek geliştirilmesi, kentin bu yetenekler için çekici bir yer haline getirilmesi ve var olan yeteneklerin elde tutulabilmesi gücünü ölçen bir endeks. Bu anlamda geçen yıllarda söz ettiğimiz, “ülkeler” için geliştirilmiş küresel yetenek rekabet endeksinin bir alt bölümü. Kentlerin başarımı 5 ana ögede içerilen toplam 16 gösterge ile ölçülüp değerlendirilmekte. Beş ana öge ve bazı göstergeler şöyle özetlenebilir: 1-Kolaylaştırmak/güçlendirmek (ar-ge harcamaları, bilgi ve iletişim teknolojilerine erişim) 2- Çekicilik (Kişi başı GSYİH, yaşam kalitesi, çevre kalitesi ) 3- Yetiştirmek/geliştirmek (üniversiteler sıralaması, yüksek öğrenim kayıt oranı) 4- Korumak (kişisel güvenlik, alım gücü) 5- Küresel  bilgi oluşturmak (iş gücündeki yüksek öğrenim oranı, uluslararası organizasyon sayısı).
2019 yılı için değerlendirilen 114 kent içinde ilk 5 sırayı alan kentler ve İstanbul’un sırası tablo-1’ de gösterilmektedir.

GCTCI
1
Washington
2
Kopenghag
3
Oslo
4
Viyana
5
Zürih
67
İstanbul
Tablo-1

Kentsel Performans Endeksleri -1 : Güçlü ve Yenilikçi Kentler


Bilgehan Gürlek
bilgehangurlek@gmail.com

Dünya nüfusunun çoğunluğu kentlerde yoğunlaşırken, kentler ekonomik gücün, toplumsal ve kültürel yaşamdaki yeniliklerin toplandığı merkezler olmaktadır. Ülkeler arasındaki ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkilerde bazı küresel şehirlerin ağırlığı zaman zaman ülke gücünü de aşan bir noktaya ulaşabilmekte, deyim yerindeyse ülkenin önüne geçebilmektedir. Küreselleşme ve sayısallaşma ile birlikte kentler farklı uzmanlık bilgilerine dayalı stratejik yerler olmaya başlamıştır. Bu nedenle; büyüme, rekabet gücü, yenilik, insan sermayesi, sürdürülebilirlik vb. alanlarda kentlerin başarımını ve gizilgücünü ölçüp, değerlendiren çok sayıda endeks ve gösterge geliştirilmiş durumda. Biz bu yazı dizisinde bunlardan ekonomi, yüksek teknoloji ve inovasyon, insan kaynakları yeteneği geliştirilmesi ve sürdürülebilirlike ilgili olan birkaçına değinmeye çalışacağız.
Bunlardan birincisi Küresel Güçlü Kentler Endeksi (GPCI) dir (1). GPCI ile dünyanın başlıca kentlerinin ( 2018 için 44 kent) insan, sermaye ve firmalar açısından çekiciliği değerlendirilmektedir. Yöntem; ekonomi, ar-ge, kültürel etkileşim, yaşanabilirlik, çevre ve ulaşım olmak üzere altı işlevde toplam 70 göstergenin puanlanması ve kentlerin sıralanmasına dayanmakta. Her işlev grubundaki gösterge sayısı ve göstergelerden bazıları şu şekilde : Ekonomi (13 gösterge) : toplam istihdam, nitelikli iş gücü varlığı, GSYİH - Ar-Ge (8 gösterge) : araştırmacı sayısı, ar-ge harcaması, patent sayısı - Yaşanabilirlik (14 gösterge) : işsizlik oranı, yaşam beklentisi, toplumsal özgürlük ve eşitlik, bilgi iletişim teknolojilerinin hazırbulunulurluğu – Kültürel Etkileşim (16 gösterge) : müze sayısı, tiyatro ve konser salonu sayısı, yaratıcı etkinlikler için ortam – Çevre (9 gösterge) : su kalitesi, yeşil alan miktarı, yenilenebilir enerji kullanımı - Ulaşım (10 gösterge) : toplu taşım yaygınlığı, raylı ulaşım yoğunluğu, trafik tıkanıklığı, uluslararası hava meydanlarına ulaşım süresi. Genel GPCI için 2018 yılı sıralamaları ilk 5 ülke ve Türkiye için tablo-1’de görülmektedir:

GPCI
1
Londra
2
New York
3
Tokyo
4
Paris
5
Singapur
34
İstanbul
Tablo-1

4 Şubat 2019 Pazartesi

Döngüsel Ekonomi ve Yavaş-Akıllı Kentler


Bilgehan Gürlek
bilgehangurlek@gmail.com

Döngüsel Ekonomi ile  hammadde, enerji, su, toprak gibi doğal kaynakların tüketimine dayalı bir ekonomik büyüme ve gelişmeden vazgeçerek- ya da tüketimini en aza indirerek- çevrenin korunması amaçlanmakta. Dünya Ekonomik Forumu (WEF)’nca hazırlanan “Şehirlerde Döngüsel Ekonomi” raporuna (1) göre şehirlerde yaşayanların oranı 1900-2015 yılları arasında % 14’ten % 54 yükselmiş durumda. Bu oranın 2050 yılında % 66’ya kadar çıkması bekleniyor. Günümüzde, küresel gayri safi çıktının % 80’i kentlerde yaratılmaktadır. Şehirler toplam enerjinin % 60’nı tüketirken, sera gazı emisyonları ve atık üretiminde % 70’lik bir paya sahiptirler. Bu eğilimin sonucu olarak doğal kaynaklar hızla tüketilmektedir.
Son yıllarda, gelişmiş ülkelerde akıllı kentler (smart cities ) uygulamalarının yaygınlaştığı görülmekte. Büyük veri, yoğun bağlantısallık (mobil ağlar), algılayıcı kullanımı vb. dijital tekniklerin yaygınlaşması ile birlikte her türlü hareketin ve alanın izlenip denetlenmesi akıllı şehir’lerin ayırdedici karakteristiklerindedir. Anlık veri aktarımı, bilgi işleme ve nesnelerin internetine dayanan yeni iş modelleri ile şehir sakinleri, yerel yönetimler ve iş yerleri arasındaki bilgi paylaşımı artırılmaktadır. Çözümleme, karar verme, planlama ve denetim aşamalarında “verimliliği” ve “hızı” artırmak ana hedeftir. Kentsel üretim ve tüketimin arttığı , teknoloji kullanımının oldukça öne çıktığı akıllı şehir uygulamaları sürdürülebilirlik açısından mercek altındadır. Akıllı kentler israfı, atıkları, gereğinden fazla üretim ve tüketimi, toplumsal eşitsizliği azalttığı ölçüde sürdürülebilir ve döngüsel ekonomi ile uyumlu olacaklardır. Yapay zeka vb. teknolojilerin fazlaca öne çıkarıldığı günümüzde, gereksiz teknoloji kullanımından kaçınarak insana öncelik veren, daha az kaynak tüketimini ve çevresel sürdürülebilirliği hedefleyen “Yalın Kent” yaklaşımı ile akıllı kentler gerçekten akıllanabilirler.

28 Ağustos 2018 Salı

Dijitalleşme ve Verimlilik Paradoksu


Bilgehan Gürlek
Endüstri Yük. Mühendisi
bilgehangurlek@gmail.com


Sayısal (dijital) teknolojiler tüm dünyada iletişimi ve operasyonel süreçleri çok ciddi oranlarda hızlandırırken, bu hızın verimlilik artışlarına aynı oranda yansımadığı görülmekte. 2004 yılından bu yana küresel verimlilik artışları önceki 10 yıla göre yarı yarıya azalmış durumda (1). Üstelik bu azalış hem imalat kesiminde hem hizmet kesiminde, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde kendini göstermekte.Özellikle gelişmekte olan ülkelerde cep telefonu ve internet kullanımının hızla yaygınlaşmasına karşın, dijital teknolojilerin üretici sektörlerde yayılımı düşük kalmakta, üretkenlik artışlarında yavaşlama gözlenmektedir.

Verimlilik ya da üretkenlik en genel tanımıyla emek, sermaye vb. girdilerin ne etkinlikte çıktılara dönüştürüldüğünün ölçülmesidir. Üretkenliği belirleyen ana etmen “teknoloji”- hem fiziksel teknoloji hem de iş süreçleri, iş modelleri ve örgütsel yapılardan oluşan örgütsel sermaye- dir.

Dijitalleşmeye karşın verimlilik artışındaki azalış bir kaç etkene bağlanabilir:
Son dönemlerde “ücret”ler ile “üretkenlik” arasındaki paralelliğin bozulduğu, ücret artışlarının üretkenlikteki artışların çok altında kaldığı bilinmektedir. Gelir dağılımında eşitsizlikler artmakta ve bağlı olarak talep düşüşleri yaşanmaktadır. Dijitalleşme ile birlikte emek verimliliği- birim işgücü başına elde edilen çıktı - artarken, dijital teknolojiler işgücünün yerini almaya başlamıştır. Ücretlerin düşmesiyle birlikte azalan tüketim ve düşen talep nedeniyle üretimde azalmalar, verimlilikte yavaşlamalar görülmektedir. İşsizlik krizini önlemek için azalan üretim miktarlarını aynı işgücü düzeyleriyle sürdürme politikaları sonuçta çalışan başına çıktı miktarlarını düşürerek verimlilik oranlarını düşürmektedir. Dahası, dijitalleşmeyle birlikte orta sınıfların yok olma olasılığı da gündemdedir.

21 Nisan 2018 Cumartesi

“Üretimin Geleceği” ne Ne Kadar Hazırız ?


T. Bilgehan Gürlek
Endüstri Yük. Mühendisi
bilgehangurlek@gmail.com

Üretimin geleceğine hazır olmadan, salt dijitalleşme ile dönüşüm kervanında yer alabilmek bir hayaldir...

Hızla artan robotlar, katlamalı üretim, nesnelerin interneti, yapay zeka vb. teknolojik yenilikler beraberinde üretimi dönüştürecek yeni üretim teknolojileri ve iş modellerini doğurmaktadır. Genel olarak gelişmiş ülkelerdeki verimlilik artışına dayalı olarak üretim kesiminden hizmet kesimine iş gücü kaymalarına bakarak üretimin ağırlığının azaldığı kanısına kapılmak yanıltıcı olur. Üretim tüm ülkelerde “yenilik”lerin motoru durumundadır: Çin, Almanya, Japonya ve Güney Kore’deki özel kesimce gerçekleştirilen toplam ar-ge miktarının %80’i tek başına imalat firmalarınca yapılmaktadır (1).

Üretimin değişen doğası kazanılması gerekli yetkinlikleri de etkilemektedir. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) girişimince gerçekleştirilen bir proje ülkelerin “geleceğin üretimi”ne hazırolma düzeylerinin ölçülmesi ve değerlendirilmesi ile üretim dönüşümü’nü ön plana almaktadır (1). WEF tarafından hazırlanan 2018 yılı proje raporunda, ülkelerin “geleceğin üretimi”ne hazır olma düzeylerinin belirlenmesine yönelik araçlar ve bir kıyaslama çerçevesi sunulmakta, ülkelerin önlerinde duran fırsatlara ve risklere dikkat çekilmektedir.