16 Şubat 2018 Cuma

Endüstri 4.0: Kim İçin ? Ne İçin ?


T. Bilgehan Gürlek
Endüstri Yük. Mühendisi
bilgehangurlek@gmail.com

Geleceğe bakış: Üst düzey yetenekliler dünyasına gidiyoruz, yetenek azlığı ve teknolojik işsizlik
“Endüstri 4.0” dönüşümünün beraberinde işsizlik getirip getirmeyeceği oldukça tartışmalı bir konu olarak gündemde. Yapılan bazı araştırmalarda “Endüstri 4.0” ile birlikte ortaya çıkacak siber-fiziksel sistemler ve teknolojik yeniliklerin (robotlar, yapay zeka, nesnelerin interneti vb.) gerektireceği yeni yetenekler ve uzmanlıklar  yoluyla yeni iş gücü talepleri yaratılacağı öngörülürken; eski yetenek ve uzmanlıkların bir kısmının yok olması sonucunda “teknolojik işsizlik” ile karşı karşıya kalınması da beklentiler arasındadır.
Shanghai (Çin)’de bir elektronik fabrikası şimdiden iş gücünün üçte ikisini robotlarla değiştirmiş bulunmakta ve gelecek yıllarda % 90 oranında otomasyonu hedeflemekte. Çin’in gelecek yıl içerisinde Amerika ve Almanya’dan daha fazla sanayi robotu kullanıyor olacağı kestirilmekte. Bir Dünya Bankası raporuna göre gelişmekte olan ülkelerdeki tüm işlerin üçte ikisinin otomasyon ile karşı karşıya kalacağı ve bu oranın gelişmiş ülkelerdekilerden daha fazla olması beklenmektedir. Dünya Ekonomik Forumunun 2016’da yayınlanan bir raporuna göre 2020 yılına kadar 15 sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkede ağırlıklı beyaz yakalı çalışanlar olmak üzere 5 milyona yakın iş kaybının yaşanacağı kestirilmektedir (1). 
Yaratılacak “işte kullanma” (istihdam) miktarının kaybedilecek olandan daha fazla olup olmayacağı konusu bugünlerde oldukça tartılışan bir konudur. Geçmişte yaşanan endüstri devrimlerinde de işsizlik ile ilgili benzer karamsar tabloların ortaya konulduğu, fakat, eninde sonunda, yaratılan işlerin iş kayıplarının üstünde gerçekleştiği, iyimser ekonomistlerce öne sürülen savlardandır. Buna karşılık, bu kez durumun farklı olduğu, işlerin üçte ikisinin makinalarca değiştirilmesi tehdidi ile daha önce hiç karşılaşılmadığı, yaratılacak yeni iş alanlarının çoğunlukla üst düzey yetenek gerektiren işler olacağı, net iş kayıpları olasılığının yüksek olduğu görüşü de ciddi olarak dile getirilmektedir.

14 Aralık 2017 Perşembe

EKONOMİDE YENİ TANIMLAMALAR: Döngüsel Ekonomi ve İnovasyon... Toplum 5.0... Bütünsel Yaklaşımlar

Büyüme ve gelişmeyi doğal kaynakların tüketimine  bağlı olmaktan kurtaracak, dolayısıyla olabilecek olumsuz çevresel etkileri önleyecek anahtar etkenlerden biri “yenilik”(inovasyon) tir.

T. Bilgehan Gürlek
Endüstri Yük. Mühendisi
bilgehangurlek@gmail.com

Avrupa Birliği (AB)’nin 2 Aralık 2015 tarihli “Döngüsel (Circular) Ekonomi Paketi” (1) doğal kaynak kullanımını ve atıkları azaltan, geri dönüşümü olabildiğince özendiren önlemler içermekte. Döngüsel Ekonomi ile üretim sürecinde kullanılan hammadde ve doğal kaynakların kullanım ömrü tamamlandığında ürün yaşam döngüsüne geri kazandırılarak tekrar kullanılabilmesi, böylece tüketimlerinin en aza indirilmesi amaçlanmaktadır.
Yanısıra, sürdürülebilir ürün ve hizmet üretiminin toplumsal gereksinimlerle bütünleştirilmesi ile “yeni” iş alanlarının yaratılabileceği düşünülmekte. Sadece “atık yönetimi” uygulamaları sonucunda 2035 yılına kadar doğrudan 170 000 iş yaratılması öngörülmekte.Ayrıca, çevreyi korumaya yönelik olarak karbon salınımlarında önemli mikarlarda düşüşün sağlanması planlanmakta.

Döngüsel ekonomi : Hedef
Döngüsel Ekonomi, temelde kaynak verimliliğinin yükseltilmesi hedeflerine bağlı olarak ortaya çıktı: hammadde, enerji, su, toprak gibi doğal kaynakların tüketimine dayalı bir ekonomik büyüme ve gelişmeden vazgeçmek- ya da tüketimini en aza indirmek- Döngüsel Ekonomi’nin en başta gelen amaçları arasındadır. Önümüzdeki 20 yıl içerisinde var olan büyüme hızları sürdürülürse yerküremizin sunabileceği kaynak kapasitesinin üç katı bir tüketimin insanlık tarafından gerçekleştirilmek isteneceği beklenmekte. Bu kestirim gözönüne alındığında, ekonomik gelişmenin kaynak tüketiminden bağımsız kılınması hedefinin ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Kaynakların akıllı kullanımı çevrenin korunmasını sağlarken, iklim değişikliğinin yavaşlatılmasına da katkıda bulunacaktır.

19 Mayıs 2017 Cuma

Endüstri 4.0’ün Yan Etkisi: İnsan Kaynakları 4.0


T. Bilgehan Gürlek
Endüstri Yük. Mühendisi
bilgehangurlek@gmail.com


Yeni  “Endüstri  4.0” devriminin; sayısal teknolojiler, robot teknolojisi, nesnelerin interneti vb. teknolojiler ile verimliliği yükseltirken artan otomasyonun bir sonucu olarak bazı alanlarda çalışan işçi sayısının azalmasına neden olabileceği öngörülmekte. Alt yetenek düzeyi işlerde çalışanların yerine robotların geçmesi, dahası yaratıcılık ve problem çözme becerileri gerektiren bilgi işlerinin (knowledge work) de algoritmalar tarafından üstlenilmesi olasılığı oldukça yüksek görülmekte. Diğer yandan, yeni teknolojilerin yaratacağı üst düzey yetenek ve beceri gerektiren işlerde paradoksal bir biçimde iş gücü açığı beklenmektedir. Aslında şimdiden bunun belirtileri görülmekte: sayısal teknolojilerde olan hızlı gelişimlere karşın verimlilik aynı hız ve oranda artmamakta, hatta azalmaktadır. Bu durumun önemli bir nedeninin yeni teknolojik gelişmelerin gerektirdiği yetenek ve becerilere sahip insan kaynakları varlığının yetersizliği olduğu düşünülmekte (1).

INSEAD tarafından her yıl yayınlanan Küresel Yetenek Rekabet Göstergesi (GTCI : Global Talent Competitiveness Index) raporu ülkelerin insan kaynakları yeteneklerini geliştirme çabalarını ve elde edilen düzeyleri karşılaştıran veriler içermektedir. 2017 yılı için yayınlanan GTCI raporunda son teknolojik değişimlerle “insan kaynakları yetenek rekabeti” nin ve “çalışma yaşamı” nın nasıl etkileneceği özetlenmekte (2). Yeni teknolojilerle birlikte robot-insan işbirliği, insan-makina ortak yaşamı (symbiosis), fazla miktarda sayısal veriler ile çalışma vb. gündeme gelebilecektir. İnsan-robot işbirliğine dayalı cobots (collaborative robots) teknolojisi ile insanların tekdüze işlerden daha fazla iş tatmini sağlayabilecekleri rollere aktarılması olanaklı olabilecektir. Tüm bu gelişmelerin bilgiye dayalı endüstrilerde yeni beceri ve yeteneklere gereksinim doğurması kaçınılmazdır. Bu bir anlamda; “Endüstri 4.0- 5.0” devrimleri yanısıra “İnsan kaynakları 4.0” diye adlandırılan yeni bir dönüşümün gelmekte olduğunun ayak sesleri olarak yorumlanabilir.

5 Ocak 2017 Perşembe

Hangi inovasyon? Sosyal, tutumlu, kapsayıcı?


T. Bilgehan Gürlek
Endüstri Yük. Mühendisi
bilgehangurlek@gmail.com


Son günlerde kendinden oldukça sık söz edilen “Sanayi 4.0” devriminin sacayaklarından biri de inovasyon (yenilikçilik). Sanayi 4.0 diye anılan sayısal dönüşüm ve teknolojik gelişimlerin ana hedefi işletme ve firmaların dolayısıyla sanayiin rekabet gücünü artırmak şeklinde özetlenmekte. Böyle olunca, odaklanılan konuların başında “maliyetleri düşürmek ve verimliliği artırmak” gelmekte. İnovasyon da bundan kendine düşen payı almakta: yeniliklerin firmaların karlarını artırıcı ve ekonomik sonuçların önde olduğu alanlarda yoğunlaşması beklenmekte.
İnovasyonun amacı acaba salt ekonomik yarar elde etmek mi olmalıdır ? Yoksa ticari çıkarlardan başka  toplumsal, kültürel ve çevresel amaçlar güdülebilir mi ? Süregelen değişik inovasyon türleri bu alanda farklı yaklaşımların olduğunu göstermektedir: Sürdürülebilir (sustainable) inovasyon, eko-inovasyon, sosyal inovasyon, sorumlu inovasyon, kapsayıcı (inclusive) inovasyon, yalın inovasyon, tutumlu inovasyon vb.

Bunlar arasında, tutumlu (frugal) inovasyon ve yalın (lean) inovasyon türleri farklı bakış açıları ile göze çarpmakta :

19 Eylül 2016 Pazartesi

PROYEN (Proje Yönetimi ve Yenilik Yönetimi Yetkinlik Değerlendirmesi Modeli)










PROYEN (Proje Yönetimi ve Yenilik Yönetimi Yetkinlik Değerlendirmesi Modeli)

o   Hali hazırdaki  proje yönetimi yeteneklerinizi, yenilik yönetimi yeteneklerinizi saptıyor,

o   Yenilik yönetimi ve proje yönetimi  alanlarındaki kapasitenizi, başarım (performans)  ve yetkinlik düzeylerinizi belirliyor,

o   Gereksinim analizleri ile birlikte geliştirilmeye açık alanları tanımlıyor,

o   İnovasyon ve proje yönetimi süreçlerinin iyileştirmesine yönelik önerilerde bulunuyor,

o   Geleceğe dönük strateji  ve eylem planları sunuyor

PROYEN; yetkinlik değerlendirmelerini birbirini bütünleyen iki özgün alt model ile gerçekleştiriyor :


Ø    Kurumsal Yenilik (inovasyon) Yönetimi Yetkinlik Değerlendirmesi Modeli:

Firmaların; yenilikçilik (inovasyon) ve teknolojik yeteneklerinin uzmanlarca bütünsel ve sistematik bir yaklaşımla  gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi ile güçlü ve zayıf yönlerinin ve olası gelişme alanlarının belirlenip strateji ve eylem planının oluşturulmasını sağlıyor.


Modelde inovasyon süreci 8 ana başlıkta (Liderlik ve Kültür, Pazarlama ve Müşteri İlişkileri, Ürün ve Hizmet Geliştirme, Süreç Yönetimi, Teknoloji Yönetimi, İşbirlikleri ve Ortaklıklar, İnsan Kaynakları ve Beceriler, Finansal İş Mükemmeliyeti) incelenip değerlendirilmektedir.

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Yenilik ve Proje Yönetiminde Yetkinlik

T.Bilgehan Gürlek
Endüstri Yük. Mühendisi
bilgehangurlek@gmail.com

Proje yönetiminde yetkin kuruluşlar “yenilik”te de ileri
Yeni ürün-servis geliştirme, süreç yenileme, teknoloji geliştirme vb. eylemlerin hemen hemen hepsi gerçekte, birer proje olarak nitelenebilir. Bu anlamda projelerin etkin yönetimi, yenilik (inovasyon) için yaşamsaldır. Rekabet edebilirlik, verimlilik ve yenilik kapasitesi söz konusu olunca firma/kurum ölçeğinde ürün yeniliği ve teknolojik yenilik yetenekleri yanısıra, projelerin yeteri kadar yenilikçi yöntemlerle yönetilip yönetilmediği de önemli bir etken olarak gündeme gelmektedir. “Firmaların/kuruluşların proje yönetim yetenekleri yeteri kadar yenilikçi mi ?” sorusunun yanıtı, kuruluşun uzun erimde sergileyeceği başarımın (performansın) ve ayakta kalıp kalamayacağının en önemli göstergelerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır.
Uluslararası Proje Yönetim Enstitüsü (PMI)’nün bir yayını olan PMWorldToday1 Dergisi’nde 2009 yılında yayınlanan bir makalede “Proje Yönetimi” yöntem ve tekniklerini kullanan ülkelerin daha yenilikçi olup olmadığı araştırılmış: bu amaçla, ülkelerin “Proje Yönetim Göstergeleri” (Project Management Score Index) ve “İnovasyon Göstergeleri” karşılaştırılmış.
“Proje Yönetimi” uygulamalarının yaygınlığını ölçmek için ülke kuruluşlarının sahip olduğu “proje yönetimi sertifikası” sayısı ve düzeyi (level of certificate) kullanılmış. 2008 yılı verileri temel alınarak yapılan analiz sonucuna göre sertifikalandırma açısından Kuzey Amerika ve Avrupa başı çekerken; Çin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerde önemli ilerlemeler görülmektedir.”Proje Yönetim Göstergeleri” tablosunun bizim açımızdan ilgi çeken yanı Türkiye ile ilgili herhangi bir veri bulunmamasıdır
“İnovasyon Göstergesi” olarak ise, A.B.D, Kanada, Japonya, Avustralya ve AB ülkeleri de içinde olmak üzere toplam 37 ülkenin yenilik performansının karşılaştırıldığı EIS (European Innovation Scorecard) kullanılmış. “İnovasyon Göstergeleri” 2008 yılı sonuçlarına bakıldığında İsveç ve İsviçre en yukarıda yer alırken, Türkiye ve Romanyanın en alt sırada yer aldıkları görülmektedir.
Ülkeler temelindeki “Proje Yönetim Göstergeleri” ve “İnovasyon Göstergeleri” verileri bir grafik üzerinde karşılaştırıldığında şekil 1’deki sonuçlar ortaya çıkmıştır. 
1PM World Today, April 2009, Vol XI, No. IV





6 Temmuz 2016 Çarşamba

Yenilik, Kurumsal Yetenekler ve Sistem Yaklaşımı

T.Bilgehan Gürlek
Endüstri Yük. Mühendisi
bilgehangurlek@gmail.com

Üretkenliğin arttırılmasında, insan kaynaklarının eğitimi, yenilik (inovasyon) ve Ar-Ge’ye yapılan yatırımlar önemli olmakla birlikte tek başına yeterli olmamaktadırlar.  Yönetsel süreçler, örgütsel yapılanma ve karar verme mekanizmaları geliştirilip yetkinleştirilmeden elde edilecek üretkenlik artışları sınırlı kalmaktadır. Ar-Ge ve yenilikçi çabaların başarıya ulaşması için; inovasyon yönetiminde “sistem yaklaşımı” nın kullanımı göz ardı edilemeyecek bir noktadır. Ar-Ge ve inovasyon hedeflerine ulaşılabilmesi için yapılan kamu ve özel kesim yatırımlarının ve sağlanan finansal desteklerin tek başına- sistemin diğer ögeleri göz önüne alınmaksızın- sağlayacağı gelişme ve sonuçların kısıtlı olması kaçınılmazdır. Salt desteklerdeki artışla elde edilecek geliştirme ve sonuçların yetersizliğine ve sınırlılığına örnek olması açısından 12 Ocak 2014 tarihinde basında çıkan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı’nın “para var, proje yok” açıklaması verilebilir. Kamu kaynaklarınca sunulan finansal destek miktarlarının giderek arttırılmasına karşın, firma ve kuruluşlarca geliştirilen proje hacminin(burada salt nicelik açısından bir değerlendirme yapılmakta, nitelik değerlendirmesine hiç girilmemiştir) oldukça yetersiz kalmış olması, var olan kapasitenin yeterince değerlendirilememiş olması sorgulanmaya değer bir konudur. Bu konuda gelişme sağlayabilmek için, öncelikle yenilik sürecinde yer alan  kuruluşlarda yenilik ve Ar-Ge gereksinimi bilinci, farkındalığı yaratılmalı ve yeterli istem (talep) oluşturulmalıdır. Sonrasında, konulan hedeflere ulaşmada etkili olabilecek içsel ve dışsal ögeler bütünsel bir bakış açısıyla ele alınmak durumundadır. Bu öğelerin en başta gelenlerinden birisi de şu ana kadar ülkemizde yeterince üzerinde durulmayan, kurumsal bellek diye de niteleyebileceğimiz “teknolojik ve kurumsal yetkinlikler” dir. Ar-Ge ve inovasyon yatırımları,  ancak kurumsal yetkinliklerin yükseltilmesi ile desteklendiği durumlarda üretkenlikte ilerlemeler sağlanabilmektedir.
Yeni bir fikrin ortaya çıkması, ürünün geliştirilmesi, kullanıma sunumu vb. şeklinde özetlenebilen inovasyon sürecinde; “yönetsel etkinlikler”, “yürütülen projeler” ve “destek etkinlikleri” başlıca içsel ögeler arasındadır. Karşılıklı etkileşim içinde bulunulan önemli bir dış etken ise “ işbirlikleri ve ağ yapılanmalar” dır. Bu öğelerde içerilen “kurumsal ve teknolojik yetenekler” temel olarak üç alt başlıkta incelenebilir: İnsan kaynakları (İK), Kurumsal Yetenekler, İşbirlikleri ve Ağ Yapılanmalar.
Teknolojik yeteneklerin firma ve kuruluşlarca yurt içinde geliştirilmeleri temel olmakla birlikte, makinalara ve donanıma gömülü olarak ve bilgi teknolojileri olarak yurt dışından transfer edilmek yoluyla edinilmeleri de mümkündür. “Kurumsal yeteneklerin” ise bir kısmının ülke dışından edinilmesi olanaklı olmakla birlikte, önemli bir bölümünün aktarımı (transferi) çok güç, hatta olanaksız olup; ülke içindeki sanayi kuruluşları (firmalar) , üniversiteler ve araştırma kuruluşları tarafından özellikle geliştirilmesi gereği, olmazsa olmaz bir koşuldur.  Özellikle, insan kaynakları, yönetim yetkinlikleri benzeri kurumsal yetenekler ile işbirlikleri ve ağ yapılarda saklı yeteneklerin aktarımı oldukça güçtür.